Yemeyi içmeyi ne kadar sevdiğimi anlatmaya kelimeler yetmez. Zaten oradan değil, 2012 yılının Aralık ayından başlayacağım.
Hani Mayalılar Aralık 2012’de dünyanın sonunun geleceğini söylüyorlardı ya… Dünya kurtuldu ama benim durumumda biraz haklı çıktılar. Hayatım bildiğim şekliyle sona erdi ve bambaşka bir şekilde tekrar başladı.
Önce sevgilim beni terk etti. Arkasından büyük bir şirkette, kocaman bir görevden askı bir pozisyona şutlandım. Üstüne bağırsaklarımda az da olsa şaibeli bir polip bulundu.
Aramak konuşmak gibi insani davranışları teknolojinin sağladığı kolaylıklarla takas ederek bana polipsel durumumu e-posta ile tebliğ eden doktoru arayıp ‘eee şimdi naapıcam’ diye sorduğumda, ‘kabız olmasanız iyi olur’ dedi. Bir an durup ‘siz de’ demek geldi içimden ama sonra okuduğum kitaplar, katıldığım seminerler, biyoenerji seansları, psikologlar, kariyer koçları ve şamanlar gözümün önünden bir film şeridi gibi geçti… ve sustum.
Hayatımın bu noktasına kadar iş ve spor dışında en çok vakit harcadığım merakım pozitif psikolojiydi. İnsanlar niye mutlu olur, nasıl mutlu olur falan filan. New York’da yaşadığım yıllarda işten çıkıp koşarak yetiştiğim New York Üniversitesi’nde Psikoloji mastırının yarısını tamamlayıp doktoraya bile başvurmuştum. Neyse ki kabul edilmeyip, önce çok üzülüp, sonra gerçek mutluluğun Amerikan rüyası yalandan pozitiflikten değil farkındalıktan geçtiğini anlayıp, aklın, bedenin ve kalbin bütünselliği üzerine kurulu doğu felsefelerine yönelmiştim!
Ama o günden sonra artık tek bir amacım vardı. Nasıl kabız olunmayacağını iyice bir anlamak. Bunu izleyen aylarda deli gibi okudum, araştırdım ve aklıma yatan beslenme tarzlarını birer birer denedim. İşlenmiş, hazır gıdaları bıraktım. Zaten et, tavuk yemiyordum, sebze ve meyveleri de organik ve mevsimsel tüketmeye başladım. Şekeri önce çayımdan, yakın zaman önce de hayatımdan çıkardım. 21 günlük detox denemelerim sonrasında glüten, özellikle de buğday unu içeren besinlerin beni davul gibi şişirdiğini, enerjimi düşürdüğünü, moralimi etkilediğini fark ettim. Daha önemlisi unu, şekeri, onu, bunu yasaklayan ama yerine bir şey koymayan beslenme tarzlarının kalıcı olmadığını, bir süre dayandıktan sonra koşarak ekmeğe, keke saldırdığımı gördüm.
Zevk alarak, doyana kadar yemek benim için sonsuz bir mutluluk kaynağı. O yüzden un ve şeker yerine kullanabileceğim yaratıcı alternatiflerle, sağlıklı olduğu kadar lezzetli sayısız yemek tarifi denedim. Sevdiğim lezzetleri eksilttiğimden çok arttırdım.
Avokadonun hayatıma temelli girişi de bu noktada oldu. Peynir yemeyi bıraksam acaba nasıl olur dediğim bir dönemden geçiyordum. Aklıma peynir yerine avokado koymak geldi. Sonunda peynir geri geldi ama avokado benim için daha vazgeçilmez oldu. Yani uzak kalsam özlüyorum. Onsuz bir gün bile geçirmek istemiyorum. Aman bitmesin diye her hafta üçer beşer alıp, pamuklara sarıp, yumuşasın diye bekliyorum. İşte öyle bir şey… Şimdi haklı olarak manyak mısın peynirle ne zorun var diye düşünüyor olabilirsiniz. Onu blogda bilinçli beslenme kısmında paylaştım.
Her şeyin doğalına döndükten ve bilinçli beslenmeye başladıktan sonra hem enerjim arttı, hem de dinginleştim. Yediklerim saflaşıp sadeleştikçe cildim hiç olmadığı kadar pürüzsüz hale geldi. Kalori hesabı yapmadan, aç kalmadan, istediğim kadar yiyip, ne kadar iyi hissettiğime inanamadım. Üstüne de neredeyse lise yıllarındaki kiloma döndüm!
Bedenimdeki değişim ve iyileşme hayatıma da yansıdı. Ruhuma hiç uymayan işimi bırakma kararımı açıkladıktan kısa bir süre sonra kişisel hedeflerime çok daha uygun bir iş buldum. Paralelde, New York merkezli Integrated Nutrition Enstitüsü’nün 1 yillik programına başlayıp Mart 2015’de Sağlık Koçu sertifikamı aldım. Sevgilimin beni neden terk ettiğini gerçekten anladığımda, bana geri döndü ve tekrar başladık. Sonra yine ayrıldık. Tekrar barıştık. Ayrıldık. Barıştık. Sonunda gerçekten ayrıldık. Ama en önemlisi, bu ilişki sayesinde ikimiz de sınırlarımızı ve sınırsızlıklarımızı keşfettik.
Bu süreçte öğrendiğin en önemli şey ne diye sorarsanız… Fark ettim ki beslenme de mutluluk da aslında tamamen kendi doğamızı keşfetmek ve ona uygun davranmakla alakalı. Bunun için vücudumuzu da, ruhumuzu da önce biraz dinlemek, anlamak, iyi veya kötü diye yargılamadan kabul etmek gerekiyor. Gerçek değişim kendimizi olduğumuz gibi görüp, şefkat duyabildiğimiz an başlıyor…
Bu blog’da amacım sizin de kendi doğanızı keşfetmeniz ve uygun şekilde beslemeniz için bilgiler, yöntemler ve tarifler paylaşmak. İtiraf etmeliyim ki beslenme şekli konusunda tarafsız olmakla beraber tarifler konusunda değilim. Tariflerimin tamamı glütensiz, şekersiz, vegan, vejetaryen veya pesketaryen. Bir şans verin birkaç tarif deneyin, şaşırtıcı lezzetler keşfedebilirsiniz!
Biraz uzattım farkındayım ama kendimle ilgili son bir şey söylemek istiyorum. Yemek yaparken benim için dünya duruyor, zaman duruyor, kendimi ve her şeyi unutuyorum. Hele bir de paylaşabiliyorsam benden mutlusu yok. Aşk halinde yaşıyorum.
Sizin de bu aşk halinin bir parçası olmanız dileğiyle…







